DEĞİŞEN DÜNYADA
BİR SANATÇI/ Kazuo İşiguro
Kazuo İshuguro,
evet adıyla sanıyla tipik bir Japon ama 1959’da, o, 5 yaşında iken ailesinin
Nagazaki’den Londra’ya göç etmesi nedeniyle İngiltere’de yetişmiş bir
edebiyatçı. Felsefe okumuş, yazarlık dersleri almış. Her romanıyla birçok ödül
kazanan yazar en son 2017 Nobel Edebiyat Ödülü’nü de kazandı. Tabii ki bu
ödüllerin tamamı bir Japon edebiyatı başarısı sayılmıyor, özellikle son aldığı
Nobel Ödülü, Japon edebiyatından çok, İngiliz edebiyatının Dünya’daki
seviyesini gösteriyor. Yine de ilk romanı Uzak Tepeler ve şimdi okuduğum ikinci
romanı Değişen Dünyada Bir Sanatçı’da çevre-yer Japonya, yazar üçüncü romanı
Günden Kalanlar’dan itibaren olayların zemini olarak Japonya’dan uzaklaşmış. Bir
röpotajında ilk üç romanını kast ederek aynı romanı üç kez yazdığını ama bunun
anlaşılmadığını belirtmiş. İşlediği ana tema, değişim, Dünyadaki tarihsel ve
siyasal olayların toplum ve özellikle bireyin üzerinde bıraktığı etkiler.
Değişen Dünyada Bir Sanatçı’da da bu değişim konusu artık kendini emekliye
ayırmış ünlü bir ressam üzerinden ele alınıyor. Değişimi yaşlı bir kişi
üzerinden anlatışı yazarın ikna gücünü gösteriyor, resimde de kullanılan altın
ölçü kurallarını yazıda hissettiriyor yazar. Yaşlı yerine genç bir karakter
üzerinde değişim bu kadar gerçekçi anlatılamazdı.
Savaş yıllarının savaş yanlısı ressamının savaş sonrasında üç ayrı tarihte, Ekim 1948, Nisan 1949 ve Haziran 1950’de kaleme aldığı anılarını okuyoruz İşuguro’nun kurgusunda. Ama geri gidişlerle romanın kozmik zamanı 1930’lara kadar gidiyor. Devlet Sanatçısı unvanına sahip Ressam Masuji Ono, büyük savaşta karısını ve oğlunu kaybetmiş. Büyük kızı savaştan önce evlenmiş, ondan 8 yaşında bir erkek torunu var, küçük kızını da evlendirmek istiyor ama Japonya’da evlilik görüşmeleri bir istihbarat savaşı gibi anlatılıyor romanda. Bir yıl önceki dünürler belki de ressamın savaş sırasındaki politik görüşlerinden dolayı kızını almaktan vazgeçmişler şimdi ikinci dünürlerin de aynı nedenle kızıyla evlenme işini askıya almaları ürkütüyor yaşlı ressamı. Bu evlilik dolayısıyla geçmişini yargılıyor sanatçı; yenilenlerin tarafından, ezik ve kabullenilmiş bir bakışla değerlendiriyor olan biteni. Kendisi henüz 10-15 sene önce büyük evlerde otururken şimdi kızları kutu gibi evlerde oturuyorlar, torunu, Japon gelenekleri yerine Amerikan kovboylarına, Temel Reis’e özeniyor, İngilizce konuşuyor. Kendisinin de aslında yenilikçi bir sanat anlayışına sahip olduğunu, geleneksel Japon resmi Utamaro yerine Batı resim sanatını geliştirmek istediğini böylelikle yeni kuşaklarla arasında birlik kurmakla teselli ediyor kendini. Kazananlar kendi kültürlerini kabul ettiriyorlar, bu acı veriyor, geçmişle kıyaslayınca ama yaşlı adam artık kendini değil kızlarını ve torunlarını, onların +geleceğini düşünüyor, bir köşeye çekilip ülkesinin yeniden kalkınmasıyla avunuyor. Olay örgüsü yatay bir düzlemde izleniyor Değişen Dünyada Bir Sanatçı’da: İzlediğimiz örgü küçük kızı Noriko’nun evlilik görüşmeleri ama perde gerisinde 2. Dünya Savaşı’nın en çok zarar verdiği ülke olan Japonya’nın uğradığı değişimin aile ve bireyler üzerindeki etkileri. Bir müzisyen aynı ressam Ono gibi kendini savaş suçlusu olarak görüp intihar ediyor, kızları da korkuyorlar acaba babaları da intihar edecek mi diye ama yaşlı ressam olan bitenden kendinden çok politikacıları, yüksek rütbeli askerleri sorumlu tutuyor, kendisi oğlunu kaybetmenin acısını torunuyla oynayarak dindirmeye çalışıyor. Genel olarak olaydan çok değişim üzerine görüşler tartışılıyor, öyküden çok deneme havası egemen romana. “Değişen gerçekten Dünya mıdır yoksa zaman mı hatta insan mıdır” sorularını sorduruyor okura. İddiasız, olağan ve oldukça inandırıcı, “evet, aynen böyledir” diyeceğimiz bir hikâye. İddiasız fakat etkili bir anlatımı var İşuguro’nun ilk kez okunduğunda bile sanki çoktandır okuduğumuz bir kalemmiş gibi geliyor, öyle ki inandırıcılığı ve bilgece bakış açısıyla sezdirmeden tiryakilik yapması bile muhtemel. Onun hakkında Guardian’da şöyle bir yargı var: “İşiguro’nun romanlarında sayfalardaki sözcükler buzdağının ucu gibidir, çok daha fazla şey altta cereyan eder.” Nilüfer Kuyaş da Kazuo İşiguro’nun Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanması üzerine yazdığı değerlendirme yazısında “Duygularını bastıran sır dolu kahramanlar, yüzeyde son derece gerçekçi, ölçülü anlatım, gayet sıkı örülmüş yalın bir dil, romanlarının en çarpıcı özellikleridir” diyor.
Savaş yıllarının savaş yanlısı ressamının savaş sonrasında üç ayrı tarihte, Ekim 1948, Nisan 1949 ve Haziran 1950’de kaleme aldığı anılarını okuyoruz İşuguro’nun kurgusunda. Ama geri gidişlerle romanın kozmik zamanı 1930’lara kadar gidiyor. Devlet Sanatçısı unvanına sahip Ressam Masuji Ono, büyük savaşta karısını ve oğlunu kaybetmiş. Büyük kızı savaştan önce evlenmiş, ondan 8 yaşında bir erkek torunu var, küçük kızını da evlendirmek istiyor ama Japonya’da evlilik görüşmeleri bir istihbarat savaşı gibi anlatılıyor romanda. Bir yıl önceki dünürler belki de ressamın savaş sırasındaki politik görüşlerinden dolayı kızını almaktan vazgeçmişler şimdi ikinci dünürlerin de aynı nedenle kızıyla evlenme işini askıya almaları ürkütüyor yaşlı ressamı. Bu evlilik dolayısıyla geçmişini yargılıyor sanatçı; yenilenlerin tarafından, ezik ve kabullenilmiş bir bakışla değerlendiriyor olan biteni. Kendisi henüz 10-15 sene önce büyük evlerde otururken şimdi kızları kutu gibi evlerde oturuyorlar, torunu, Japon gelenekleri yerine Amerikan kovboylarına, Temel Reis’e özeniyor, İngilizce konuşuyor. Kendisinin de aslında yenilikçi bir sanat anlayışına sahip olduğunu, geleneksel Japon resmi Utamaro yerine Batı resim sanatını geliştirmek istediğini böylelikle yeni kuşaklarla arasında birlik kurmakla teselli ediyor kendini. Kazananlar kendi kültürlerini kabul ettiriyorlar, bu acı veriyor, geçmişle kıyaslayınca ama yaşlı adam artık kendini değil kızlarını ve torunlarını, onların +geleceğini düşünüyor, bir köşeye çekilip ülkesinin yeniden kalkınmasıyla avunuyor. Olay örgüsü yatay bir düzlemde izleniyor Değişen Dünyada Bir Sanatçı’da: İzlediğimiz örgü küçük kızı Noriko’nun evlilik görüşmeleri ama perde gerisinde 2. Dünya Savaşı’nın en çok zarar verdiği ülke olan Japonya’nın uğradığı değişimin aile ve bireyler üzerindeki etkileri. Bir müzisyen aynı ressam Ono gibi kendini savaş suçlusu olarak görüp intihar ediyor, kızları da korkuyorlar acaba babaları da intihar edecek mi diye ama yaşlı ressam olan bitenden kendinden çok politikacıları, yüksek rütbeli askerleri sorumlu tutuyor, kendisi oğlunu kaybetmenin acısını torunuyla oynayarak dindirmeye çalışıyor. Genel olarak olaydan çok değişim üzerine görüşler tartışılıyor, öyküden çok deneme havası egemen romana. “Değişen gerçekten Dünya mıdır yoksa zaman mı hatta insan mıdır” sorularını sorduruyor okura. İddiasız, olağan ve oldukça inandırıcı, “evet, aynen böyledir” diyeceğimiz bir hikâye. İddiasız fakat etkili bir anlatımı var İşuguro’nun ilk kez okunduğunda bile sanki çoktandır okuduğumuz bir kalemmiş gibi geliyor, öyle ki inandırıcılığı ve bilgece bakış açısıyla sezdirmeden tiryakilik yapması bile muhtemel. Onun hakkında Guardian’da şöyle bir yargı var: “İşiguro’nun romanlarında sayfalardaki sözcükler buzdağının ucu gibidir, çok daha fazla şey altta cereyan eder.” Nilüfer Kuyaş da Kazuo İşiguro’nun Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanması üzerine yazdığı değerlendirme yazısında “Duygularını bastıran sır dolu kahramanlar, yüzeyde son derece gerçekçi, ölçülü anlatım, gayet sıkı örülmüş yalın bir dil, romanlarının en çarpıcı özellikleridir” diyor.
Yukarıda
andıklarımızın dışında Avunamayanlar, Beni Asla Bırakma, Çocukluğumu Ararken,
Gömülü Dev yazarın diğer romanları, bir de Noktürnler adlı hikâye kitabı var,
hepsi Türkçe’ye çevrilmiş.
Şu cümleler romandan:
“Bu dünya hakkında
söyleyecekleri vardır. Çoğu zaman onlara kulak asmam. Fakat, din adamları bazen
insana dilenciden farksız görünseler de terbiye icabı onlara saygılı davranmak
gerekir.” S.39
İnsan gençken birçok
şey ona can sıkıcı ve cansız gelir. Ama yaşı ilerledikçe asıl önemli şeylerin
bunlar olduğunu anlar. S.41
Sadakatin hak edilmesi gerek. Bu konuyu
çok abartıyorlar. Herkes durmadan sadakatten söz edip birilerinin peşinden körü
körüne gidiyor...S.61
En
iyi şeyler, derdi, gecede toplanır ve sabah gelince dağılır. S.118
Ne
olursa olsun, temiz bir niyetle yapılan yanlışlar kesinlikle büyük bir utanç
kaynağı sayılmamalı. Asıl büyük utanç kaynağı, yanlışları kabul edememek veya
etmemek olur. S.102
Kenji gibileri böyle cesurca ölsünler diye oralara gönderenler bugün
nerede? Tıpkı eskisi gibi hayatlarına devam ediyorlar. Amerikalılara ne
istiyorlarsa verip eskisinden daha iyi olanların birçoğu, bizi felakete
sürükleyenlerin ta kendisi. Yasını tuttuklarımızsa Kenji ve benzerleri. Cesur
gençler aptalca davalar uğruna öldüler, asıl suçlularsa hâlâ aramızda. Gerçek
yüzlerini göstermeye, sorumluluklarını kabul etmeye korkuyorlar. S.50
“ Çünkü ortalamanın üstüne çıkmayı, sıradanlığı aşıp
farklı olmayı amaçlayan biri takdir edilmeye layıktır, sonunda hedefine
ulaşamasa ve bu uğurda servetini yitirse de…Öbürlerinin deneyecek cesaret veya
irade gösteremedikleri bir konuda başarısızlığa uğradıysanız sonradan
hayatınızın muhasebesini yaparken bununla teselli bulmalı hatta derin bir
hoşnutluk duymalısınız. S.106
Gençliğimizde çokça takdir ettiğimiz bir öğretmen veya
akıl hocası da bizde iz bırakır ,o kadar ki onun öğrettiklerinin çoğunu eleştiri
süzgecinden geçirdikten hatta reddettikten uzun zaman sonra bile bazı huylar o
etkinin bir gölgesi gibi sürer ve ömrümüzün sonuna kadar bizde yer eder.” S.108
“Morisan bilinçli olarak Utamaro geleneğini
çağdaşlaştırmaya çalışıyordu.” S.111
“Meşriyetinden kuşku duyduğun bir dünyanın güzelliğini
takdir etmek zor.” S.119
“Derin bir nefes çek Ono, lağım kokusunu buradan bile
alabilirsin.” S.132
“Zaman geliyor, Japonya yabancı bir yetişkinden bir
şeyler öğrenmeye çalışan bir çocuktan farksız bir duruma düşüyor.” S.147
“Fakat kendimize o kadar da haksızlık etmeyelim. En
azından inandığımız şey için elimizden geleni yaptık. Sıradan insanlar
olduğumuz sonunda ortaya çıktı.
Olayların içyüzünü kavramak konusunda hiçbir özel yeteneği olmayan
sıradan insanlar olduğumuz. Bizim de talihsizliğimiz buymuş – öyle bir zamanda
sıradan insanlar olmak.” S.157
“Subaylar, siyasetçiler, işadamları…Bu ülkenin başına
gelenler için hep onları suçladılar. Fakat bizim gibiler Ono, bizim payımız hep
sınırlı kaldı. Artık kimse senin ve benim gibilerin yaptıklarına aldırmıyor.
Bize baktıklarında yalnızca bastonlu iki ihtiyar görüyorlar.” S.158
“İnançlarınız yeterince güçlüyse onlar konusunda bir
yere kadar kaçamak davransanız da sonrasını içinize sindiremezsiniz.” 159
“Utamaro geleneğini Avrupa
etkilerine açma çabaları artık vatanseverliğe kökten aykırı olarak
değerlendirildiği için (Mori-san’ın) giderek daha gözden düşmüş mekanlarda
zaman zaman sergiler açmaya çalıştığını duyuyordum.” S.159
"... Tabi bazen ışıl ışıl aydınlatılan barları ve
lambaların altında toplanıp belki o dünkü gençlerden biraz daha yaygaracı ama
kesinlikle aynı içten edayla gülen insanları hatırladıkça geçmişi ve semtimizin
eski halini özlemiyor değilim. Fakat şehrimizin nasıl onarımdan geçirildiğini
ve şu geçen yıllarda her şeyin nasıl hızla yoluna girdiğini gördükçe içimi
samimi bir sevinç kaplıyor. Milletimiz geçmişte hatalar yapmış olabilir ama
belli ki artık daha doğru bir yola girme fırsatını yakaladı. Bize de şimdiki
gençlere iyi dileklerde bulunmak düşüyor
(s.162)


