22 Mart 2020 Pazar

BÜYÜK YAZARLARIN İLK ROMANLARI 1 Johann Wolfgang von GOETHE/ GENÇ WERTHER'İN ACILARI



MUSTAFA YILDIZ 


“Her dokunduğun şeye niye bu kadar bağlanıyorsun?”










Johann Wolfgang von  Goethe (1749 – 1832) Büyük Alman şair ve yazarı, doğa bilimcisi ve siyasetçi.  Alman edebiyatının temel taşıdır Goethe. Ondan önce ve sonra dünya çapında birçok edebiyatçı yetiştirmesine rağmen Goethe’yi çıkarsak geriye ne kalır o koskoca Alman edebiyatından? Hiç…
Genç Werther’in Acılarını yazdığında Goethe 25 yaşındaymış, öncesinde bir dram yayımlamış ama o başarısız olduğundan o kadar bilinen bir eser değil.
Sadece iki haftada yazıldığı söylenen Genç Werther’in Acıları ise Goethe adını bir anda yalnız Almanya’ya değil bütün Avrupa’ya ve dünyaya yaymış. Halen  bütün dillerde en çok okunan ve tartışılan, eleştirilen romanlar arasında yer almasının nedeni nedir? En başta dili, şairane anlatımı sarıyor okuru. Birçok eleştirmene göre “henüz ustalık aşamasına ulaşmış bir Goethe kompozisyonu olarak görülmese” de yazıldığı dönemin şartları göz önüne alındığında çok başarılı kurgusu, yasak ve imkânsız bir aşkı işlemesi “hemen her sınıftan okuru kendine çekmiş, din, dünya görüşü ve sosyal politikaya eğilerek büyük kargaşaya neden olmuştur.“  
Roman mektup biçiminde yazılmıştır ama bu mektuplar tek taraflı mektuplardır;  kahramanın (Werther’in) kaleminden kafasını dinlemek için geldiği ve olayların geçtiği kasabadan, Walheim’dan,  geldiği şehirdeki arkadaşına, Wilhelm’e yazılmaktadır. Ne Wilhelm hakkında bilgi ne de Wilhelm’in yazdığı mektup vardır romanda. Werther, yakın arkadaşına yazdığı mektuplarla burada karşılaştığı başkasıyla nişanlı ve kardeşlerine bir anne gibi bakan Lotte’ye olan aşkını anlatır, içini döker.
Werther, mutsuz, yalnız, melankolik bir gençtir, büyük şehir yaşamının insanı kısıtlayan kurallarından kaçıp doğada bir çocuk gibi özgür ve sakin yaşamayı seçer, ancak resim yapmak –sanatçı ruh asidir ne de olsa-  niyetiyle geldiği Walheim’de gönlünü Albert’le nişanlı Lotte’ye kaptırır. Her ne kadar pek de karşılıksız  denemeyecek ilişkide Werher’in coşkun duygusallığı karşısında Lotte akılcı ve gerçekçidir. Evlenmesine rağmen aradan çekilmeyen Werther'den kendisinden uzaklaşmasını ister. Bu istek genç adamı karanlık bir uçuruma sürükler. Romandaki temel çatışma budur: Duygusallık akılcılık karşısında kendini itlaf eder.
Romanın sonunda mektup mu günlük mü olduğu belli olmayan metinlerde muhatap Lotte’dir.  Romanın başında bir kere ve ikinci bölümde sıkça başka bir anlatıcı görülür. Mektuplardaki 1. ve 2. tekil kişi kipi anlatıcının yerini bu bölümlerde mektupları derleyen anlatıcı yani 3. tekil kişi kipi alır. Bu da okuru kah seller gibi coşkun bir akıcılıkla sürükler kah dingin ve serin bir göl durgunluğuna oturtur.
Baştaki kısa metin şudur:
"Zavallı Werther'in hikâyesi hakkında bulabildiğim her şeyi itinayla bir araya getirdim ve işte önünüze koyuyorum ve biliyorum bunun için bana teşekkür edeceksiniz.
  Sizler onun yüreğine ve karakterine hayranlığınızı esirgemeyecek, yazgısı karşısında da gözyaşlarınızı tutamayacaksınız.
   Ve sen ey güzel gönül, onunla aynı tutkuları hisseden sen, teselli bul onun acılarında ve ister bahtsız ister hatalı olduğundan kalmadıysa yanında hiç kimse, izin ver de dostun olsun bu kitapçık."
Goethe’nin hayatında da bu romanı yazmadan aynen romandakine benzer biçimde evli bir bayana âşık olduğu, kendisi intihar etmemek için kahramanına kıydığı ileri sürülür. Öte yandan Goethe’nin yakın bir arkadaşının da yasak aşk yüzünden intihar ettiğini ve Werther’in intiharı sahnesini o arkadaşının yaşantısından aldığını bizzat Goethe ifade etmiştir.
Etkisi yüzlerce yıl süren kaç eser vardır ki Dünya’da? Goethe, “romanın etkisi büyük hatta muazzam ve doğru zamana denk geldiği için de fevkalade olmuştur” demiş. “Doğru zaman”  ile herhalde Fransız devrimi öncesinde Avrupa’da görülen Fırtına ve Coşku dönemini kastediyor, dahi yazar. (Fırtına ve Coşku  Dönemi, Deha Çağı olarak da bilinen 1767 – 1785 yıllarında Avrupa’da özellikle genç yazarların öncülük ettiği Aydınlanma Çağı edebiyat akımıdır. Adını Alman Şair Klinger’in Fırtına ve Coşku adlı dramasından almıştır.) Bu doğru dönem belki de Aydınlanma Çağı'dır. Birçok eleştirmen de Genç Werther’in Acıları’nı Fransız Devrimi’nin ideolojik hazırlıklarının doruklarından biri sayar, bireyi ve bireysel özgürlüğü öne çıkardığı için.
Romanda bir yandan ev, aile arkadaşlık ilişkileri, köylüler, hizmetçiler günlük yaşamdan sahneler basit bir dille anlatılırken diğer yandan Werther’in aşk hummaları, coşku ve öfkeleri , sıkıntıları, duygu ve düşünce dorukları  yüksek ve derin bir söyleyişle aktarılıyor. Werher, her ne kadar “uçlarda yaşayan, saplantılı bir tip” olarak işlenmişse de hukuk tahsili yapan bir genç adam portresi altında resim yapmaktan hoşlanan entelektüel eğilim göze çarpar. Birkaç yerde Aydınlanma Çağı felsefecilerinden Jean Jacques  Rousseau’dan söz eder. Lotte’ye uzun uzun İskoç şair James Macpherson’un yazdığı Ossian destanından pasajlar okur, kendini vurduğu odadadaki masasında da Alman yazar Gotthold Epraim Lessing’in yazdığı burjuva trajedisi Emilia Galotti sayfaları açık durmaktadır.  Romanın son bildirisinin yani intihar sahnesinin, kısa, nesnel ve sert olup Beethoven’in Kader Senfonisi’ndeki son vuruşları andırdığı ileri sürülmüştür. O yıllarda, ana karakterin sevgilisinin elinden aldığı silahla intihar etmesi okuru öylesine etkiliyor ki romanın yazıldığı dönemden yüz yıl sonrasına yayılan zaman diliminde Avrupa’da intihar furyası görülüyor. Bu intiharların önüne geçmek için eserin basımı ve dağıtımı birkaç kez yasaklanmış; Kilise, romanı şeytanın tuzağı olarak nitelemiştir. Yaşlılık yıllarında Goethe, kahramanının  intihar hakkını, kurallara ve dogmalara başkaldırı olarak savunmuştur. Werther’in  intihar ettiği sırada üzerinde bulunan mavi ceket ve sarı pantolon da sonraki yıllarda  moda akımı olarak görülmüş, gençler aynen Werther gibi giyinmişlerdir. Genç Werther’in Acıları sadece Alman gençliği için değil düşünen, duygularıyla ve vicadanıyla yaşayan bütün Dünya gençliği için bir kader manifestosudur.
Goethe, bu ilk romanıyla kendinden sonraki edebiyat dünyasını öylesine etkilemiştir ki Genç Werther’in Neşeleri adlı karşı tezli bir roman bile yazılmış, Nobel Ödüllü Alman yazar Thomas Mann (1875 – 1955) 1939’da Lotte Weimar’da  adlı roman yazmıştır. Ulrich Piezendorf tarafından 1972’de Genç Werther’in Yeni Acıları, Jürgen Eich ise 2007’de Genç Werther’in En Yeni Acıları adlı dramlar yazmışlardır.  F. Nietzsche 1878’de “Goethe Alman tarihinde sonu olmayan bir olaydır” saptamasını yapmış, Weimar Hükümeti (1913 -1933) Goethe’yi yeni Almanya’nın manevi temeli olarak kabul etmiştir. Bugün Alman kültürünü ve Almanca’yı dünyaya tanıtmak için görev yapan ve hemen her ülkede örgütlenen kurumun adı Goethe Enstitüsü’dür.  Franz Kafka da Gothe’ye hayranlığını “ hayat üzerine söylenebilecek her şeyi söylemiş biri” sözleriyle belirtmiştir. Marksist eleştirmen Georg Lukacs’a göre Goethe, kendi döneminin yaşamını bütün çatışmalarıyla bu aşk trajedisinde yoğunlaştırdığı için Genç Werher’in Acıları, Dünya edebiyatının en büyük aşk romanlarından birisidir.” Ben de bu  acıklı romanı iyi ki gençlik yıllarımda okumamışım diye teselli buluyorum.
Romandan seçtiğim cümleler:
“Sevgili dostum insan yüreği ne anlaşılmaz!”
“Büyük tutkular umutsuz birer hastalıktır.”
“Acının insanlarla paylaşıldığı takdirde azalacağı konusunda kuşkusuz haklısın, keşke insanlar – niçin böyle olduklarını Tanrı bilir- geçip giden, şimdiyi yaşamak yerine geçmişte kalan bir sıkıntının hatıralarını anımsamak için hayal gücünü bu kadar zorlamasalar.” (s.4)
“ Her ağaç, her çalılık, çiçeklerden bir demet sanki. Güzel kokular deryasında oradan oraya süzülebilmek ve bütün yiyecekleri içlerinde bulabilmek için insanın mayısböceği olası geliyor.” (S.4)
“Saygı görmek adına alt taba insanlarından kendini uzak tutmak gerektiğine inanan kişi yenilgiden korktuğu için düşmandan saklanan bir korkak kadar eleştiriyi hak eder.” (S.7)
“Sonsuz olan yalnızca doğanın zenginliği ve büyük sanatçıyı yalnızca o yetiştiriyor.” (s.11)
“Sevmek insanca bir şey ancak insanca sevmeyi bilmek lazım! Zamanını böl, bir kısmını çalışmaya ayır, boş zamanını da sevgiline.”( S.11)
“Deha seli niçin bu kadar ender akar sular niçin bu kadar ender kabarır ve şaşkın ruhunuzu sarsar?  Aşk olmasa hayatın ne anlamı olur? Mutluysak nedeni hayalet gölgeler değil mi? (s.36)
“Gerçi bütün işler değersiz, başkaları istiyor diye kendi tutkusunu, kendi gereksinimini dikkate almadan para, onur ve başka şeyler uğruna kendini yiyip bitiren insan her zaman budalanın biridir.”(s.38)
“Karşısındakine açılabilen büyük bir insanı görmek kadar dünyada gerçek ve içten bir mutluluk yok.” (S.60)
“İnsanlar her şeyi hem kendiler hem de başkaları için zorlaştırıyorlar… Bir dağı aşmak zorunda olan bir seyyah gibi bu konuda susmak en iyisi, elbette dağ olmasa yol çok daha rahat ve kısa olur ama sonuçta dağ orada ve aşılması gerekiyor.” (s.61)
“Üzerinde zevkle yaşamak için insanın sadece biraz toprak parçasına, altında huzurla yatmak için de bundan daha azına ihtiyacı var.” (s.73)
“Evet yalnızca bir gezgin, yeryüzünde bir yolcuyum ben! Ya sizler, daha önemli şeylerle mi meşgulsünüz.?” (s.75)
“Hayal gücü, Tanrı’nın insana vermiş olduğu büyük bir armağan.” (s.79)
“Dinin bazı güçsüzler için bir dayanak, bazı susamışlar için serinletici bir içecek demek olduğunu biliyorum. Ulu Tanrım, ya akılları başlarında değilken ya da akıllarını kaybettikten sonra mı mutlu olmaktır, insanların yazgısı. ” (.91)
“İnsan, övgüler düzülen yarı tanrıdan başka nedir ki?” (s.93)
“Bu arzuyu sizin için bu kadar cazip kılan şey, bana sahip olmanızın olanaksızlığıdır.” (s.103)
“Safkan atların bir türünden bahsederler: aşırı koşturulmaktan korkunç kızışan atlar ferahlamak için içgüdüsel olarak bir damarlarını ısırırlarmış. Sık sık ben de kendimi böyle hissediyorum, beni sonsuz özgürlüğe koşturacak bir damarımı kessem diyorum.”  (S.111)
“Zavallı yaratık, mesut olamayışının kusurunu başkalarına yüklüyorsun! Kederinin, yıkılan
kalbinde, bozulan beyninde olduğunu bir türlü anlamıyorsun. Dünyanın bütün kralları bir araya gelseler seni kurtaramazlar.”

“Tanrının bize her gün sunduğu şeylerin tadını çıkaracak kadar kalbimizin kapıları açık olursa başımıza gelecek kötü şeylere katlanacak gücümüz olur.”
“Yeryüzünde bir değeri olan çok az şey karşısında duygusuz ve duyarsız insanların bulunması Wilhelm beni çileden çıkarıyor.”
“O kadar çok şeye sahibim ama ona karşı duygularım hepsini yutuyor; o kadar çok şeye sahibim ama onsuz hepsi bir hiç.”