Yıllar önce üzerinde Cemile-Sultanmurat/ Cengiz Aytmatov
yazan bir kitap almıştım. Baştaki Cemile’den değil de kitabın yarısından
başlamıştım okumaya, Sultanmurat’ı okumaya. Kitaplığıma baktım, bulamadım o
kitabı. Aynı yayınevi Ötüken Neşriyat bu sefer iki öyküyü ayrı kitaplar halinde
basmış. Daha iyi de olmuş. Zaman ve yer hatta konu (savaş)benzer olsa da
okuyucuya verdikleri mesaj bakımından farklı romanlar bunlar. Öyle
görkemli adına bakıp da tarihi roman olduğunu sanmayın. Sultanmurat, Dünyaca
ünlü Kırgız yazar Cengizaytmatov’un çocukluk anılarından damıttığı kısa bir
roman, uzun bir hikaye, novella. Yine acımasız II. Dünya Savaşı yılları.
Kırgızistan’ın çok soğuk bir köy okulunda gözü kapıda askerdeki biricik
oğlundan mektup getirecek mi diye postacıyı bekleyen öğretmen İnkamay Abla,
çocuklara sıcak, tropikal iklimlerden bir ülkeyi, Seylan adasını anlatmaktadır.
Sınıfın görece kuytu bir yerinde oturan Sultanmurat, öğretmenin isteği üzerine
daha fazla üşümesin diye cam kenarında oturan güzel Mirzagül’le yer değiştirir, onun yerine üşür.
Sınıf, okul, köy, dağlar, rüzgar, fırtına, soğuk… Aytmatov ustanın elinde kalem
değil de fırça var sanki okura resim çiziyor, oradasınız, görüyorsunuz,
ayrıntılı olarak anlattığı yerleri. Oğlan kız için fedakarlık yaptı diye
zannedeceksiniz ki Leyla ile Mecnun misali –çünkü onların aşkı da okul
sıralarında başlar- derin bir aşk öyküsü okuyacağız büyük ustadan, Cemile’de
olduğu gibi. Hayır, savaş bölgesinden çok uzakta olmasına rağmen savaşın
acımasızlığına karşı ayakta durmaya çalışan zavallı köylülerin mücadelesi.
Köyde kim kalmış ki zaten babalar savaşta, çocuklar ve kadınlar… tarlaları
ekecek kimse kalmamış, tarlalar ekilmezse açlık baş gösterecek, cephedeki
askerlere ekmek gitmeyecek, yenilecekler…Kolhoz başkanı Tinaliev, okula gelir
ve tarlaları sürecek, atları güdecek iri yapılı, boylu boslu, derslerinde
başarılı –dersleri iyi olanlar sonradan okula döndüklerinde arayı hızla
kapatır gerekçesiyle- beş öğrenciyi seçer. Bu beş çocuğun vatan savunması için
nasıl dayanışma içinde çalıştıkları öne çıkıyor Aytmatov’un bu hikayesinde. Bu
yönüyle de Nobel ödüllü İngiliz yazar William Golding’in tanınmış romanı Sineklerin
Tanrısı’nı akla getiriyor. Sultanmurat’ın liderliğinde Anatay, Erkinbek, Ergeş
ve Kubatkul güdümlerine verilen dörder cılız eti besleyip adam ederler, köyden
epeyi uzaklıktaki ekeneği sürmeye giderler. Ama işe koyulacakları sabahın
gecesinde at hırsızlarının baskınına uğrarlar. Çocukların ellerini ayaklarını
bağlayan haydutlar dört atı çalıp kaçarlar. Birbirleriyle dayanışarak iplerini
çözen çocuklardan Sultan Murat babasının atı Çabdar’a atlayıp at hırsızlarının
peşine düşer. Yetişir onlara ama haydutlar ateş edip güzel atı vururlar.
Çaresiz Sultanmurat, alacakaranlıkta, yağız atı Çabdar’ın ölüsünün başında ağlıyor. Tarlaları süremeyeceğine değil en
çok savaş bitince kardeşi Hacımurat’la babalarını istasyonda karşılamaya o
güzel atla artık gidemeyeceklerine ağlıyor. Biz her şey bitti diye vazgeçelim,
oturup ağlayalım ama birileri hep bir şeyler karıştırır. Bir uluma, bir hışırtı
duyuluyor karanlığın derinliğinden, bir kurt at etinin kokusunu almış
yaklaşıyor. O da ne? Avının başında bir insanoğlu gören kurt ne yapacağını
kestiremiyor.”Korkulurdu insandan.”
Baştan sona okuru merakta bırakan bir öykü Sultanmurat.
Güzel Mirzagül, kardeşi Hacımurat’ın getirdiği mektubu okuyup Sultanmurat’ın
aşkına karşılık verecek mi? Çocuklar atları yetiştirip tarlayı sürebilecek mi?
Sultanmurat ile Anatay arasındaki çekişme nasıl bitecek? Savaş ne zaman
bitecek?
Kitap beklenmedik bir anda bitiyor. İnsan bitmese diyor.
Küçük Hacımurat’ın da gülünçlükleri ayrı bir tat katıyor
anlatıya. Her zaman olduğu gibi Sultanmurat'ta da destanlardan, gelenekten
yararlanıyor Aytmatov. Konu geçişlerinde de bilinçakışı tekniğini başarıyla
uyguluyor usta yazar. Öğretmen sınıfta Seylan’ı anlatırken Sultanmurat’ın
gözünün önünden babasıyla gittikleri hayvanat bahçesi, panayır, güldüren
aynalar vs. gelip geçiyor, Mirzagül hep aklında zaten.
Aytmatov, oğlu Askar’a adadığı bu kitabının başına bir
Kırgız türküsünden nakarat, Eyyüp kitabından bir cümle, Eski Hint metinlerinden
kısa bir şiir koymuş. 3. Tekil kişi kişi kipiyle akıcı bir anlatım, sade dil,
kolay okutuyor Aytmatov. Kitabın başka adı da varmış: Erken Gelen Turnalar… Çocuklar,
tarlayı sürme hazırlıklarını tamamlayınca gökte turnalar görüp seviniyorlar. Turnaların
erken gelişi ürünün bol olacağının işaretiymiş. Sürüsünün içinden ayrılan bir çift güvercini
de Mirzagül ile kendisine benzetiyor
Sultanmurat. Bir de şiir koymuş altına:
Ben sonsuz mavilerde
uçan gök güvercin
Sen de kanadın
kanadımda uçan eşimsin
Daha büyük mutluluk
yoktur dünyada
Sevdiğiyle yan yana
hep yan yana uçmaktan.
Kitaptan seçtiklerim:
“Kötü okuyan kötü
çalışır.” S.43
“Herkes öyle söyler,
okumazsam gider çalışırım, der. Ama insan yalnız çalışmak için mi yaşar?”s.44
“Çünkü bir insanın
büyüklüğü, değeri, yakınları tarafından en çok onu yitirdikleri zaman
anlaşılır.” S.115
“Felaket acısı
insanları küçültür.” S.115
“Gecenin karanlığı çok
büyük bir kara ırmak gibi vuruyordu yüzlerine.” S.146


