6 Nisan 2017 Perşembe

YANIK ROMAN: Kuşlar Yasına Gider / Hasan Ali TOPTAŞ


Birkaç yıl önce bir kitap fuarında aldığım ancak okumaya fırsat ve zaman bulamadığım Harfler ve Notalar, Kayıp Hayaller Kitabı ve Ölü Zaman Gezginleri  kitaplığımda bir köşede beni beklerken Hasan Ali Toptaş’ın son romanı Kuşlar Yasına Gider’i okuma kulübüne dönüştürdüğümüz Maltepe’deki grubumuzda ilk kitap olarak seçtik. Kitabı bitirdikten sonra uzun süre hüzünlü ortamdan sıyıramadım kendimi, gittiğim, girdiğim her yer kasvetli gelmeye başladı bana, dünyamı daralttı bu kitap.  Bir de o türkü, “Bu dağlar kömürdendir” özellikle Hasan Özel’in yorumladığı şekliyle, dönenip durdu beynimin içinde. Dedim ki kendi kendime bu okuduğum metin bilindik özellikleriyle bir roman değil olsa olsa upuzun bir hikâyedir. Bu saplantımı delillendirmek için internetten ve kitaplığımdan roman ve öykü teorileri hakkında bir sürü metin okudum. Hasan Ali Toptaş’ın da bir ara elinden düşürmediğini söylediği Alain Robbe-Grillet’in Yeni Roman kitabını, Peyami Safa’nın Sanat Edebiyat Tenkit kitabındaki romanla ilgili yazılarını, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Edebiyat Üzerine Makaleler, Yaşadığım Gibi kitaplarındaki roman bahislerini, internetten özetlenen Philip Stevick’in Roman Teorisi’ni gözden geçirdim. En çok da Harfler ve Notalar’dan yararlandım. Bu denemelerden belli ki Hasan Ali Toptaş da hikâye ve/veya roman teorisi ile epeyi meşgul olmuş, hatta Kuşlar Yasına Gider’de de Laurence Sterne’in Tristram Shandy Beyefendinin Hayatı ve Görüşleri kitabını aradığını yazması bu meşguliyetten gibi geldi bana yahut yazdığı metne temel arayışından da olabilir.  
Soru cevap yöntemiyle teoriden pratiğe geçelim:
1)      Ne diyor Kuşlar Yasına Gider’de Hasan Ali Toptaş? Kitabın konusu nedir?
Baba-oğul bağlılığını anlatıyor, hepimiz için kaçınılmaz olan ve sanki sırayla olacakmış gibi sırası gelen için beklenen ölüme insanın kendini alıştırmasını anlatıyor.
2)      Olay veya olaylar nelerdir?
3)      Temel olay, ömrünü şoförlük yaparak geçirmiş, ayağı sakat iki oğul babası başkişinin tedavi için Ankara’ya gitmesiyle başlıyor olay, burada bir kuşak çatışmasına girmemek için baba tedaviyi yarıda bırakıp kasabasına Denizli’nin Baklan kasabasına dönüyor. Artık, hikayenin anlatıcısı diğer başkişi Ankara-Denizli arasında sık sık özel otomobiliyle yolculuk yapıyor. Sonunda beklediği ölüm haberiyle olay son buluyor, babasını defnedip Ankara’ya dönüyor. Olayların sıralanması ve okuyucuya benimsetilmesinde kullandığı motifler çok uyumlu. 
4)     Yazar hangi motifleri kullanıyor?
      Türküler, yöresel sanatçıların adları ve türküleri, yapısal bir özellik gibi de değerlendirilebilir aslında aynı zamanda ölüm duygusunun iletim aracı olarak kullanılan birer motif. Yol boyunca kendisini takip eden at, dayısının telefonunun zili de at kişnemesi, ses ve görüntü motifi olarak yer alıyor. Kasabasına her gelişinde gözünün önünde beliren beyaz gömlekli çocuk hayali ve finalde annesine babasının ruhu olarak gözüken kara sinek en belirgin motifler. Uyumsuz bir motif olarak anlatıcı-yazarın sigara tiryakiliği gereksiz bir özendiricilik olarak sırıtıyor.
5)      Romanda ana tema ve yardımcı fikirler nelerdir?
Ölüm ana tema olarak öne çıkıyor, insan sevgisi, memleket sevgisi, toplumsal değerlere saygı, folklora bağlılık yardımcı fikirler olarak sayılabilir. Hastanelerdeki tahlil ve röntgen uygulamaları, hastaların ve hasta yakınlarının çektikleri sıkıntılar, kasabada komşuların ev ziyaretlerinde üzüm fiyatlarının, mermer çıkartmak için yeşil kıyımının, kaymakamlıkça yapılan kömür ve para yardımlarının hak etmeyen kişilere dağıtılması, hatta yakında ksabada kimlerin evleneceğinden söz edilmesi gözüme çarpan sosyal duyarlıklar ama bunlar ve daha varsa dilime gelmeyenler, ölüm duygusunun yüreğimizde açtığı burkuntunun yanında kül gibi dağılıp gidiyor.
6)      Romanın kişileri ve kişiler arası ilişkiler nasıl işlenmiş?
7     Romanın en başarılı yönü baş kişi olarak ele alınan baba, oğul, çok sevimli olarak verilen anne, kardeş, anlatıcı-yazarın hanımı, kızı, kasabadaki akrabalar ve komşular çok canlı ve gerçekçi olarak ele alınmış. Anlatıcı karakter, baba ile başkişi olmak için yarışıyor. Ölüm de babaya bağlılık ile yarışıyor ana tema olmak konusunda ancak "ölüm" roman kişisi olarak aklıma gelmiyor hemen, roman kişilerinin başında geliyor. Bu bakımdan, İhsan Oktay Anar'ın Efrasiyabın Hikayeleri ve Saramago'nun Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş romanlarını hatırıma getirdi, Kuşlar Yasına Gider.
8)      Romanda yer ve zaman kavramı nasıl ele alınmış?
Roman bir yol romanı, geniş mekan olarak Ankara-Denizli yolu ve yol üzerindeki yerleşim yerleri adları belirtilerek verilmiş, bitki örtüsü bitki adları sayılarak verilmiş. Dar mekan olarak, yazarın kasabadaki evleri, Ankara’daki evi, hastane okuyucunun gözünde canlandırılıyor.
9)      Romanın yapısı üzerine neler söylenebilir?
Özene bezene yana yakıla o kadar türkü adını sıralamasından yazarın romanı türküler üzerine temellendirdiğini anlayabiliriz ama  eğer böyleyse bu bir yanılgıdır zira türkü köy folkloru ürünüdür romanlar ise şehir metinleridir. Galiba bana da bu eser bu bakımdan da romandan çok hikâye türüne yakın geldi. Yolculuklar da romanın yapısının temel çizgileri olarak çizilmiş. Nasıl türkülerde bentler, ve kavuştaklar, nakaratlar var ise yazarımızın türkü formunda yazdığını sandığım bu romanda yolculuklar nakaratlara benziyor. Romana girerken yazarın mürekkep doldurduğu kalem sahnesinin kitabın son paragrafında kalem boş olarak yinelenmesi evrendeki döngüselliği anlatırken anlatıma mistik  bir hava veriyor, doldurduğu kalemle yazarın işte bu romanı yazdığını söylüyor.
10)  Dil ve anlatım, üslup nasıl?
Tek kelimeyle harika! Böyle süslü ve duru anlatım az bulunur Türk edebiyatında. Yanık bir türkü yakar gibi, lirik ve hüzünlü bir anlatım, yerel sözcüklerle, özgün ikilemelerle süslenmiş şırıl şırıl bir dil, yer yer Dede Korkut Türkçesine öykünen. Toptaş'ın romana eklediği/kattığı yerel sözcükler, yol kenarlarında kendiliğinden biten, yaz günleri rastladığımız ve adını bilmeden sevdiğimiz otlar gibi yaban ama doğal sözcükler... Bazı cümlelerinde de Orhan Pamuk ile akrabalık hissettim ama kim kimden etkilenmiş bilemiyorum. Çok devrik cümle kullanılması, kişi zamirlerine gereksiz yer verilmesi, aynı cümlede bir sözcüğün iki kere kullanılması gibi kusurlar da yok değil.


Şu cümleler kitaptan:

“Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü. Bu nedenle çocukluğumda annem, kardeşim ve ben hep yol gözlerdik.”
“…bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsızlık öldürüyor.”
“… kasabanın üstüne karanlık, siyah bir tül gibi hafifçe inerken.”
“En münasip zamanda en isabetli silleyi Allah’tan başka kim vurabilir?”
“…hırs atına binmiş gidiyor. Hırs atına binenler çoğu kez ne vakit düştüklerini anlayamazlar.”
”Bunca sıkışıklığa rağmen o akşam odada İzzet Dayımın yokluğu da vardı tabii…”
“…ve odanın ortasına soluktan bir hançer fırlatmış gibi oldu.”
“Efkarı parıltılı bir top gibi hop hop zıplatarak hayatla dalga geçen, keskin yanı içe kıvrılmış tuhaf bir havası vardı bu insanların.”
“Velhasıl acı biberdir el kapısı.”
“Para eşektir zaten, başka nedir ki?”
“…sana da zaten aldatılmak yakışırdı oğlum.”



1 yorum:

  1. Casino Review - DrmCD
    Check 군포 출장마사지 out 양주 출장샵 our casino review 군포 출장마사지 and see what's currently available on 안양 출장마사지 the Casino App. Rating: 4.3 · ‎10 reviews · ‎Free · ‎iOS · 제주도 출장샵 ‎Game

    YanıtlaSil