12 Mayıs 2017 Cuma

BİR TABLO SATICISININ ANILARI / Ambroise VOLLARD


Bir gün Beyoğlu’nda aylak aylak gezinirken Çiçek Pasajı yakınlarında dar bir çarşıda, porselen ve camdan mamul hediyelik eşyalar satan rengarenk ışıl ışıl dükkanlar gördüm, fotoğraflarını çektim. Dar aralıktan çıkınca bir pasaja girdim: Avrupa Pasajı. Alt katı sahaflar çarşısı. Sahaflar denince benim aklıma İstanbul’da sadece Beyazıt Camii bahçesindeki kitap satıcıları gelirdi. Beyoğlu’ndaki sahaflar çarşısı, Beyazıt’takinden hem büyük hem de eski imiş. Kitap kokusu çeker beni sahafa, ekmek kokan fırın önleri gibi. O aralar epeyi zamandır,  şair Yavuz Bülent Bakiler tarafından yayına hazırlanan Arif Nihat Asya’nın Sevgi Mektupları’nı arıyordum. Birkaç dükkana sordum, yok. Zaten bu dünyada ben aradığımı ne zaman bulabildim ki. Artık ümidimi kestim aradığımdan da başka kitaplara göz atıyordum, “maden” arıyordum. İyi mal kendini nerede olsa gösterir ya pasajdan çıkmak üzereyken bir sahafın kapısına dizilmiş kitaplar arasında, bez cilt üzerine geçirilmiş kuşe kâgıt kapaklı, üzerinde solgun yeşil renkli bir yazı ve ilk bakışta resim olduğu belli olmayan bir resim olan eski bir cilt dikkatimi çekti. Kitaba uzandım, şöyle bir karıştırdım, gözüme ışıldadı, paslı çivi kutusuna düşmüş değerli bir metal gibi Bir Tablo Satıcısının Anıları.  
-Kaç lira?
-Arka kapağın içinde yazıyor abi.
Çevirdim, baktım: kurşun kalemle 55 yazıyor. Usulca yerine koydum ama meraktan sordum.
-Neden böyle pahalı?
Doğrusu, aklımdan 5-10 lira arası bir fiyat geçiyordu. 5 dese alırdım da 10 liraya düşünürdüm. Benim alıcı değil de bakıcı olduğumu anladı satıcı, sahaf değil adam sarraf.
-Beyefendi, kitap bilenin elinde değerlenir. Bir Tablo Satıcısının Anıları çok aranan ve çok uzun yıllar baskısı yapılmayan  bir kitaptır. Kitap piyasasında fiyatlar biz satıcılar değil siz alıcılar tarafından belirlenir.
Bir tereddüt geçirdim, acaba alsam mı? Yok yahu müsrifliğin alemi yok. Kaşımı kaşıya kaşıya sessizce çıktım pasajdan. 
Ama içime dert oldu, akşam eve gelince hemen internette araştırdım. Doğan Kitap yeni baskısını piyasaya sürmüş Bir Tablo Satıcısının Anıları’nın, çok bilen sahafın haberi yok.  Sipariş ettim, üç gün sonra kargodan büyük boy, birinci hamur gramajlı kağıda basılmış okkalı bir kitap geldi. Kitabın yeniden yayımlanmasına antikacılık-müzayedecilikte bir asrı deviren Portakal ailesi önayak olmuş.

Önsözde belirttiğine göre Bir Tablo Satıcısının Anılarını Vollard, sipariş üzerine yazmış. Bir Amerikan şirketi, ısrarla yazmasını istediği anıları karşılığında ünlü müzayedeciye yüklü bir önödeme yapmış. Avrupa’da sanayi devrimi sonrası teknolojik gelişmeler, hayatın her alanını etkilediği gibi sanatta da yeni akımların ortaya çıkmasına yol açtı. Ambroise Volard, tam da bu yıllarda, 19. Yüzyılın sonu ile 20. Yüzyılın başlarında Paris’te ressam ve edebiyatçıların yakın çevresinde romantizm, sembolizm, ekspresyonizm, empresyonizm, parnasizm, kübizm ve diğer sanat akımlarının birbiri ardına doğuşuna bizzat tanıklık etmiş, açtığı sergilerle, yayımladığı katalog ve kitaplarla ve bizzat ticaretini yaparak sanat eserlerinin değerini arttırmış, sanatçıların bütün dünyada tanınmasını sağlamış.
Kitabın en ilginç yanı kısa kısa anekdotlardan oluşması. Vollard, özyaşamını  merkeze alarak, çocukluğundan, ailesinden, eğitim ve öğretim hayatından, (hukuk okumuş ama avukatlık, savcılık veya hakimlik yapmamış, öğrenci iken resim aşkı kanına girmiş, bir trafik kazasında ölene değin ömrünü tablo satıcılığına adamış, hiç evlenmemiş)  ressamlarla ve edebiyatçılarla ilişkilerinden, müşterilerinden, konferanslarından, gezilerinden söz ediyor ama bunları yaparken kendini  arka plana atmayı, ressamları, edebiyatçıları öne çıkarmayı başarmış. Tabii ki Cezanne, Van Gogh, Degas, Renoir , Picasso… gibi dünya resim devleri, Emile Zola, Aleksander Dumas, Balzac… gibi edebiyat dehalarının yanında kim olsa sönük kalır. Başarı şurada ki Vollard dünyayı etkileyen bu kadar büyük sanatçıları sanki bir roman kahramanlarıylarmış gibi  anlatmış. Bu anlatının kotarılmasında yazarın dingin hafızası, kendiliğinden okuyucunun hayranlığını kazanıyor. Anlatımın ironilerle dolu oluşu da anekdotlara kendine özgü bir tat veriyor. Doğan Hızlan da kitap hakkındaki yazısında “Ben anıları roman gibi okudum” diyor. (Radikal Kitap, 10.02.2016) 
Kitapta, resim ile edebiyatın iç içeliğini gösteren bir küçük anekdot şöyle:
(Renoir) "Öteki ressamlar, sosyeteden hanımları resmetmeyi nasıl beceriyorlar anlayamıyorum… Hiç elleri resmedilecek bir sosyete kadınına rastladınız mı? Öyle ya da böyle kadınların ellerini resmetmek hoştur ama ev işlerini kotaran eller! Roma’da, Farnesina’da Rafello’nun Jupiter’e yalvaran bir Venüs’ü var… enfes! Mutfağına geri dönecek tombul bir kadını görüyorsunuz onda, Stendhal’e Raffaello’nun kadınlarının alelade ve ağır olduklarını söyleten buydu!” s.188
Yine, Renoir, Flaubert’in Madame Bovary romanı hakkında şöyle diyor:

“Yok artık bir eczacı boynuzlandı diye üç yüz sayfaya dayanacak halimiz yok! Salammbo gibi aynı sürekli bunu okutmak istiyorlar bana. Mumya’nın Romanı’nı yüz kere tercih ederim. Herkes karşıma geçip baştan sona yalan olduğunu söylesin, dert değil, belki de bu yüzden okuması çok keyifli geliyor bana.” S.190
Kitap aynı zamanda, kahramanları ünlü sanatçılar olan Paris romanı, Paris, ünlü caddeleriyle, sanat ve eğlence merkezleriyle…
Vollard, Paris sıkıntısını şöyle anlatıyor:
“Bir sonbahar akşamı Gare de Lyon’a indiğimde ilk gözüme çarpan inatçı, hafif bir yağmurla sırılsıklam olmuş hüzünlü sokaklar oldu. Bindiğim at arabası, sürücüleri bol bol küfür savuran bir araba yığınının ortasında sıkışıp kaldı. Quartier Latin’de tavsiye üzerine gittiğim küçük bir otelde buldum kendimi, geceyi soğuktan titreyerek geçirdim. Ama sonunda Paris’teydim işte, Paris!
Müzelere gittim, Ama sonu gelmeyen salonlarda bir saat gezindikten sonra elimde kalan koca bir sıkıntı oldu.” S.28
Raffi Portakal da kitapta “Öncelikle satıcının sadece resimle ilgilenmeyip edebiyat dünyasıyla da bağlantısı olması gerektiğini öğreneceksiniz. İkincisi, koleksiyonerin ruh halini göreceksiniz, bunun içine bilgisi, görgüsü, zevki dahil” diyor.
Picasso, Vollard’ın dünyada resmi yapılmış en güzel kadından daha fazla resminin yapıldığını söylemiş.

Başarılı bir tablo satış tekniği tüyosu da veriyor Vollard:
“Yanımda Forain’in bir deseni vardı.
-          Ne kadar istiyorsunuz bu desene diye Sordu benim resim meraklısı.
-          Yüz yirmi beş frank.
-          Yüz frank veririm.
Cüzdanından yüz franklık banknot çıkardı. Yüz frank! Çok cazipti. Yine de teslim olmadım. Bir süre önce bir Rops deseni için pazarlık eden bir meslektaşımın taktiğinden etkilenmiştim.
-          Rops ne kadar?
-          Kırk frank.
-          Yok artık! Otuz frank diyelim.
-          Nasıl bir pazarlık bu? İyi öyleyse, elli frank.
Ve resim meraklısı elli frank ödemişti.
Ben de şansımı denedim:
-          Demek Forain için pazarlık ediyorsunuz, dedim müşterime. İyi öyleyse yüz elli frank istiyorum.
-          Bak sen, ne cesaret varmış sizde dedi, müşteri.
-          Tamamdır… Alıyorum. “ s.52
Başta Vollard portreleri olmak üzere dahi ressamların ünlü birçok tablosu renkli olarak basılmış kitaba. Bir Tablo Satıcısının Anıları resim ve edebiyat alanında başlı başına bilgi ve kültür hazinesi, okuyan kazanıyor.
Kitapta adı geçen filozoflar, edebiyatçılar ve eserleri:
Viktor Hugo-Cromwell, Claude Farrere- Önder, Mark Twain- Yankı Koleksiyoncusu, Port-Royal- Mantık, Descartes-Yöntem Üzerine, Malebranche - Hakikat Arayışı, Beecher Stowe- Tom Amcanın Kulubesi, Alfonse Daudet - Küçük Şey, Huysmans- Kimileri, Gustave Geffroy - Mahpus, Alfred Jarry - Kral Ubü, Aleksandr Dumas - Kamelyalı Kadın, Balzac - Bitmeyen Başyapıt, Leon Bloy - Nankör Dilenci, Günce, Lukianos - Kibar Fahişeler, Maupassant, La Maison Tellier, Francis Tompson - Şiirler, Eduart Herriot - Normand Jie, Lafontaine- Masallar, Gogol- Ölü Canlar, Ronsard - Folostries, Heseidos-Thegonia, Suares- Sirk ve Çile,Augustinus-İtiraflar. Ayrıca herhangi bir eseri anılmadan Paul Valery, Henry Bergson, Zola, Homeros, Guillaume Apollinaire gibi şair yazar ve filozoflar ve yazarı anılmaksızın Andersenn Masalları, Meryem ya da Tanrının Bağışı (Tiyatro), Don Kişot, Hamlet, Amansız Muamma, Mösyo de Camors, Kötülük Çiçekleri, Binbir Gece Masalları, Torpillenmiş Bir Yük Gemisinin Macerası, Kırmızı Başlıklı Kız, Çizmeli Kedi, Uyuyan Güzel,Ressamların Tarihi, Sözde Kızlar... eser adları kitapta geçmektedir.    
Kitaptan seçtiklerim:
“Resim, insanın gözünü bir aldı mı geri vermez.” S. 37
“Doğa! Şimdi kalkmış çizim yapmayı bilmeden resim yapan ressamların yanında   yer alıyorsa doğanın kendisi kaybeder. Corot beceriksizin  teki değil mi sizce? Sanatçı doğada düzeltmeler yapmayı bilmeli demiş. Eskilerin formülüdür: Ars addit Naturae (Latince deyim: Sanat doğayı olduğu gibi aktarır.) s.47
“İnsanın kız evlatları varsa yaşadığı yeri daha ağır başlı tutması gerekir.” S.48
“İyi yapıtların kendi içlerinde gizemli bir erdem taşıdıklarına inanmak gerekir.” S.49
“Tablo satıcılığı ne hoş bir meslek! Hayatını böylesi harikaların arasında geçirmek.” S.73
“Mösyö Degas, doğayı nasıl yansıttığınızı gören biri, ona sırtınızı dönerek çalıştığınıza nasıl inanabilir?
-          Ah,  Mösyö Vollard, arabada zaman zaman burnumu cama dayıyorum.” S.83
“Şu aptal hayvanları, (kuşları) atölyemde tutabilseydim, poz vermeleri için onları nasıl sabit tutacağımı da bilirdim.” S.85
“Kaldı ki kutsanmış para, alıcının cebinden çıktığında bile size uzatıldığında bile artık sizin olduğunu söyleyemezsiniz. Bir eli geri çevirmek çok kolaydır.” S.87
“En iyi saklanmış hazineler bile nihayetinde keşfedilir.” S.88
“Hiçbir şey bir tablo kadar saçmalık işitmez.” S.113
“Tablo alıcısına kılavuzluk etmeye gelmez.” S.124
“Tabloların tedavi edici bir etkisi olabileceği bilinmez genelde.” S.126
“Doğrusunu söylemek gerekirse en büyük ressam diye bir şey yok. En büyük ressamlar var: Cezanne, Renoir, Monet, Degas…” s.131
“Bizim Lahey’de hikâyesi hiç de sıradan diyemeyeceğim biri var. İnsanlardan köşe bucak kaçtığı ve kimselerle konuşmadığı için bir düşünce adamı olarak ün yapmıştı.” S.132
“Gerçekten de Hotel des Ventes’da en yüksek fiyatlar kafası sakatların tablolarına veriliyor.” S.132
“İyi şarabın olduğu her yerde insan kendisini Fransa’da hisseder.” S.139
(Guillaumin) “D uvarlarını kaplamak için tablo alan insanlardan olmasalar bari…
(Vollard) “ Hayır.
(Guillaumin)”İyi o halde bekliyorum, onlarla şimdiden dost sayılırız.” S.166

“Resim alıcısı birinden korkup kaçabilir ama ressam ilgisini çektiyse eğer hep geri döner.” s.167
“Başarılı olmak için resim yapmaz insan, zevk için yapar.” S. 167
“Sarhoş saksılarda yumulmuş çiçekler…”
“Parfüm mü! Güzel kokan onca şey varken, mesela  kızarmış ekmek.” S.172



2 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş hocam.Kitabın anlatıldığı bölüm kadar kitaba ulaşma hikayenizi de çok beğendim .Bu yazıyi okuyan kitabi merak edecektir. Başlayıp bitirememek benim eksikliğimdi muhakkak ,yeniden denemeli .Kaleminize sağliķ ve sanat dileklerimle...

    YanıtlaSil
  2. Şoyle bir şanssızlık oldu aslında: Bu kadariyla yaziyi toplanti oncesi yazmistım, dun gece iki saat uğraştim bir şeyler daha eklemek için fakat bloga aktardıktan sonra bir de ne göreyim, eklediklerimin hepsi silinmiş. Bunun da vardır bi hikmeti. Birkaç gun sonra yeniden deneyeceğim Seval Selam ve sevgiler...

    YanıtlaSil