İkinci Dünya Savaşında Hitler’in yaptığı,
Babası, toplama kampına çağrılan Gyurka (kahramanımızın bu adını
yazar sadece iki yerde kullanıyor, hiç kullanmasaymış daha iyi olurmuş) toprağa
sızan zehirli sıvı gibi ülkelerinin üzerine yayılan faşizmin baskısını bir sabah trene bineceği
yerde otobüse binene kadar o otobüsten indirilip çalışma kampına gönderilene
kadar anlayamıyor. Ve orada, çalışma kampında, toplama kampında, ölüm kampında
çok büyük zorluklara katlana katlana, hastalıklarla mücadele ederek bir yıl
geçiriyor. Beraber götürüldüğü arkadaşlarını kamptan kampa sürüklenirken
kaybediyor. İşini iyi yapan hastabakıcı ve doktorların yardımıyla yaşama
tutunuyor. Savaş bitiyor, Hitler
yeniliyor, esaret sona eriyor. Yine böyle hiç anlamadan özgürlük geliyor.
Gyurka, bir yılda çok değişmiş olarak Budapeşte’ye dönüyor. Üvey annesi,
babasının muhasebecisi ile evlenmiş. Komşularına sığınıyor, bir gazeteci
anılarını yazmasını istiyor. Kabul etmiyor. Ama gerçek hayatında Kertesz,
sonradan gazeteci oluyor bu kitabı da 30 yaşından sonra yazmaya başlıyor.
Kitabın yayımlanma serüveni de neredeyse konusu kadar ilginç. Kitabını bitiren
Kertesz, yayımlatacak yayın evi bulmakta zorlanıyor, Macaristan Devlet
Bakanlığı, soykırım mağdurlarıyla dalga geçildiğini düşünerek kitabın
basılmasını yasaklıyor. Kıyıda köşede kalmış küçük bir yayın evinde 1975
yılında kitap az miktarda basılıyor ve ne okuyucunun ne de eleştirmenlerin dikkatini çekmeyi
başaramıyor. 1996’da Almanya’da yayımlandıktan sonra birden bahtı açılıyor
yazarın da kitabın da, bütün dünyada tanınıyor, 1999’da filme çekiliyor, daha
da tanınıyor. Çeşitli ödüller aldıktan sonra 2002 Nobel edebiyat ödülünü de
kazanıyor.
Yaşanmış bir hikayeyi okumak edebiyat okuması değil olsa
olsa geçmiş zaman gazetelerini okumaktır. Yazar, elbette yaşadığı her şeyi
kağıda geçirmez, hatıralarından seçmeler yapar. Bu seçmeyi yaparken yeni bir
anlatı kuruyorsa yazdığı ancak roman olur yoksa yazar yeni bir kurgunun
farkında değilse yazdıklarına hatıra denir. Hatıralar veya otobiyografi de
edebiyat sayılmaz.
Kadersizlik 9 bölüm, 8 bölümü hatıra son bölüm ise romanın
yazılma amacını anlatan, amacı ve iletiyi doğru veren dolayısıyla edebiyat
yapılan bölüm. Bir de diline eleştiri: Hemen her paragrafta görülen iki çizgi
arasına yazılan ara cümleler okumayı zorlaştırıyor, akışı durduruyor.
Kitaptan seçtiklerim:
“Yahudilerin kaderinden söz etmişti; ‘Tanrı bizi bırakmıştı.’”
“Bay Rabbi, Efendimize karşı küskünleşmeyiniz, diye hepimize
çağrıda bulundu. Hem de bu bir günah sayılacağı için değil bu yol “yaşamın
yüksek anlamının yalanlanmasına götüreceği” ve kendi kanısınca yüreğin bu
yadsımasıyla birlikte yaşayamayacağımız için.”
“Umudumuz olmasa ‘yitik’ sayılacağımızdan bu tarzı
yadsımanın yadsıması olarak tanımlıyordu- ve umudu da sadece ve sadece inançtan
ve efendimizin bize bağışladığı sarsılmaz güvenden çıkartabilirdik.”
“Sizi Yahudi domuzları! Siz, en kutsal şeyleri bile ticarete
dökersiniz.”
“Okul için değil yaşam için öğreniyoruz.”
“…gerçek mahkumiyet aslında yeknesak gündelik hayattan
ibaretti.”
“Gerçekten de hapishane duvarları bile hayal gücünün kanat
çırpınışlarını engelleyemiyor.”
“Şunu iddia edebilirim ki insanın talihine son bir şans daha
tanıyabilmesinden- elbette imkan varsa- daha büyük bir deneyim, bu denli
bütünlüklü bir şükran duygusu, böylesine derin bir kavrayış yoktur.”
“Gurur, en son ana kadar insana eşlik den bir duyguydu
bellik ki.”
“Bu güzel toplama kampında birazcık daha yaşamak
istiyordum.”
“- Bu dehşeti unutmalısın!
- Nasıl yani?
- Yaşayabilmek için!”
“Ben dehşeti hiç fark etmedim.”
“Sadece masumiyeti kabul etme durumunda kalmak gibi aptalca
bir acılığı yutamazdım.”
“Ama yine de onlara insanın hiçbir zaman yeni bir hayata
başlayamayacağını sadece eskisine devam edebileceğini anlattım.”
“Eğer bir kader varsa o zaman özgürlük mümkün değildi… ama
eğer özgürlük varsa o zaman kader yoktu.
”

Mustafa hocam,tebrikler; bir kitap ancak bu kadar iyi tahlil edilebilir...👍
YanıtlaSilKitaptan seçmiş olduğunuz son cümle ilgi çekici geldi.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil