12 Nisan 2017 Çarşamba

FAŞİZME KARŞI FARKLI BİR DİRENİŞ DİLİ: KADERSİZLİK / İmre KERTESZ


İkinci Dünya Savaşında Hitler’in yaptığı,
yaptırdığı Yahudi soykırımı üzerine sayısız kitap yazıldı, sayısız film yapıldı. Bunlardan biri de  Yahudi asıllı Macar gazeteci İmre Kertesz’in 12 yılda yazabildiğini söylediği Kadersizlik. Kadersizlik, olay örgüsü ve kişiler ve zaman açılarından kendisi de ölüm kamplarında 1 yıl geçiren Kertesz’in yaşamöyküsüne dayanıyor. Bu bakımdan otobiyogrofik roman. Yazar, yazdıklarının kurmaca olduğunu iddia etse de okuyucuya bu inandırıcı gelmiyor. Roman üzerine inceleme yapanlar arasında, Kadersizlik’in kişisel gelişim romanı olduğunu öne sürenler de var. Yahudi soykırımını işleyen diğer roman, anı ve diğer türlerdeki kitaplardan önemli bir farkı, baskıyı, zulmü, soykırımı lanetlemeden, adeta kabul ederek  önce hayatta kalmayı başarmayı göstermesi sonra haklılığını nefret dili kullanmadan bütün dünyaya göstermesi. Kitap sonradan tutulduysa bu yönü keşfedildiği için tutulmuştur.
Babası, toplama kampına çağrılan Gyurka (kahramanımızın bu adını yazar sadece iki yerde kullanıyor, hiç kullanmasaymış daha iyi olurmuş) toprağa sızan zehirli sıvı gibi ülkelerinin üzerine yayılan  faşizmin baskısını bir sabah trene bineceği yerde otobüse binene kadar o otobüsten indirilip çalışma kampına gönderilene kadar anlayamıyor. Ve orada, çalışma kampında, toplama kampında, ölüm kampında çok büyük zorluklara katlana katlana, hastalıklarla mücadele ederek bir yıl geçiriyor. Beraber götürüldüğü arkadaşlarını kamptan kampa sürüklenirken kaybediyor. İşini iyi yapan hastabakıcı ve doktorların yardımıyla yaşama tutunuyor.  Savaş bitiyor, Hitler yeniliyor, esaret sona eriyor. Yine böyle hiç anlamadan özgürlük geliyor. Gyurka, bir yılda çok değişmiş olarak Budapeşte’ye dönüyor. Üvey annesi, babasının muhasebecisi ile evlenmiş. Komşularına sığınıyor, bir gazeteci anılarını yazmasını istiyor. Kabul etmiyor. Ama gerçek hayatında Kertesz, sonradan gazeteci oluyor bu kitabı da 30 yaşından sonra yazmaya başlıyor.
Kitabın yayımlanma serüveni de neredeyse  konusu kadar ilginç. Kitabını bitiren Kertesz, yayımlatacak yayın evi bulmakta zorlanıyor, Macaristan Devlet Bakanlığı, soykırım mağdurlarıyla dalga geçildiğini düşünerek kitabın basılmasını yasaklıyor. Kıyıda köşede kalmış küçük bir yayın evinde 1975 yılında kitap az miktarda basılıyor ve ne okuyucunun  ne de eleştirmenlerin dikkatini çekmeyi başaramıyor. 1996’da Almanya’da yayımlandıktan sonra birden bahtı açılıyor yazarın da kitabın da, bütün dünyada tanınıyor, 1999’da filme çekiliyor, daha da tanınıyor. Çeşitli ödüller aldıktan sonra 2002 Nobel edebiyat ödülünü de kazanıyor.
Yaşanmış bir hikayeyi okumak edebiyat okuması değil olsa olsa geçmiş zaman gazetelerini okumaktır. Yazar, elbette yaşadığı her şeyi kağıda geçirmez, hatıralarından seçmeler yapar. Bu seçmeyi yaparken yeni bir anlatı kuruyorsa yazdığı ancak roman olur yoksa yazar yeni bir kurgunun farkında değilse yazdıklarına hatıra denir. Hatıralar veya otobiyografi de edebiyat sayılmaz.
Kadersizlik 9 bölüm, 8 bölümü hatıra son bölüm ise romanın yazılma amacını anlatan, amacı ve iletiyi doğru veren dolayısıyla edebiyat yapılan bölüm. Bir de diline eleştiri: Hemen her paragrafta görülen iki çizgi arasına yazılan ara cümleler okumayı zorlaştırıyor, akışı durduruyor.   
Kitaptan seçtiklerim:
“Yahudilerin kaderinden söz etmişti; ‘Tanrı bizi bırakmıştı.’”
“Bay Rabbi, Efendimize karşı küskünleşmeyiniz, diye hepimize çağrıda bulundu. Hem de bu bir günah sayılacağı için değil bu yol “yaşamın yüksek anlamının yalanlanmasına götüreceği” ve kendi kanısınca yüreğin bu yadsımasıyla birlikte yaşayamayacağımız için.”
“Umudumuz olmasa ‘yitik’ sayılacağımızdan bu tarzı yadsımanın yadsıması olarak tanımlıyordu- ve umudu da sadece ve sadece inançtan ve efendimizin bize bağışladığı sarsılmaz güvenden çıkartabilirdik.”
“Sizi Yahudi domuzları! Siz, en kutsal şeyleri bile ticarete dökersiniz.”
“Okul için değil yaşam için öğreniyoruz.”
“…gerçek mahkumiyet aslında yeknesak gündelik hayattan ibaretti.”
“Gerçekten de hapishane duvarları bile hayal gücünün kanat çırpınışlarını engelleyemiyor.”
“Şunu iddia edebilirim ki insanın talihine son bir şans daha tanıyabilmesinden- elbette imkan varsa- daha büyük bir deneyim, bu denli bütünlüklü bir şükran duygusu, böylesine derin bir kavrayış yoktur.”
“Gurur, en son ana kadar insana eşlik den bir duyguydu bellik ki.”
“Bu güzel toplama kampında birazcık daha yaşamak istiyordum.”
“- Bu dehşeti unutmalısın!
- Nasıl yani?
- Yaşayabilmek için!”
“Ben dehşeti hiç fark etmedim.”
“Sadece masumiyeti kabul etme durumunda kalmak gibi aptalca bir acılığı yutamazdım.”
“Ama yine de onlara insanın hiçbir zaman yeni bir hayata başlayamayacağını sadece eskisine devam edebileceğini anlattım.”

“Eğer bir kader varsa o zaman özgürlük mümkün değildi… ama eğer  özgürlük varsa o zaman kader yoktu. ”

3 yorum:

  1. Mustafa hocam,tebrikler; bir kitap ancak bu kadar iyi tahlil edilebilir...👍

    YanıtlaSil
  2. Kitaptan seçmiş olduğunuz son cümle ilgi çekici geldi.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil